Reklam Nedir? İşlevi ve Etkileri
Nelerdir? *
Hasip Pektaş,1987
Reklâmla ilgili olması nedeniyle
konuya bir fıkra anlatarak girmek istiyorum.
Adamın biri ölmüş... Öbür dünyanın kapısına gelince bakmışlar,
günahlarıyla sevapları birbirine eşit. Cennete mi atsınlar Cehenneme
mi? şaşırmışlar. Sonunda kendisinin karar vermesini istemişler.
Adam, olur demiş fakat önce Cenneti ve Cehennimi görmek istemiş.
Götürmüşler. Cennette gördükleri tıpkı anlatılanlar gibiymiş,
herşey gayet güzel, istedigin yiyecek, içecek var, istedigin
gibi gezip, eglenebiliyormuşsun. Cehennemde gördükleri anlatılanların
tam tersi cennete benziyormuş. Herkes neşe içinde, egleniyor,
oynuyorlarmış. Sazlar, dümbelekler, şarkılarla göbek atıyorlarmış.
Fakat biraz sıcakcaymış. Buranın eglencesinden hoşlanan adam,
Cehenneme gitmeye karar vermiş. Biraz sıcaklıgına da katlanırım
diye düşünmüş. Görevliler almışlar bunu bir kapıdan içeriye
salmışlar. İçeriye girmesiyle feryadı basması bir olmuş. Heryer
alev alev yanıyor. Ortada fokur fokur kaynayan katran
Eger genel bir tanım
yaparsak: Reklâm, gazete, dergi, radyo, televizyon, afiş, tabela
gibi medialar aracılıgıyla çeşitli mal ve hizmetlerin geniş halk
kitlelerine tanıtımıdır. Bu mal ve hizmetlerin nereden, nasıl,
ne fiyata alınacagı ve nasıl kullanılacagı hakkında tüketiciye
bilgi veren, ona parasını en iyi şekilde degerlendirme yolunu
gösteren bir araçtır. Aynı zamanda üreticinin, iş adamının iyi
bir pazar bulmasına, sermaye ve çabasını degerlendirmesine, yeni
üretim ve yatırımlara yönelmesine büyük bir destek unsurudur.
Reklâma media aracılıgıyla
satıştır da diyebiliriz. Bütün reklâmlarda amaç satışı artırmaktır.
Fakat tek başına hiç bir reklam satışı artırmaya yeterli degildir.
Eger diger bütün pazarlama faaliyetleri; mamülün planlanması,
üretimi, dagıtımı ambalajlanması, fiyatının belirlenmesi ve satıtışı
bu amaca uygun olarak yürütülürse başarıya ulaşır.
Tanıtım, tüketiciye
inandırıcı ve güven verici bir sesleniş olayıdır. Tanıtımı yapan
kişinin, grafik sanatçısının görevi; pazara çıkarılan en yeni
ürünün ya da hizmetin benzerleri arasında ilgi çekmesini, satın
alma hevesi yaratmasını saglamaktır.
Reklâm, sürekli yeniligi,
sürekli arayışı gerektiren bir bilimdir, bir sanattır. Reklâmcı
alışılmışın dışında düşünen, yaratan, gelişmelere öncülük eden
kişidir. Sürekli izlemek, okumak ve ögrenmek zorundadır. Reklâm
sanatçısı, bilmenin bir duraklama, ögrenmenin ise bir ilerleme
oldugunu unutmamalıdır.
Reklâmcılıgın tarihine
baktıgımızda; ilk ve orta çaglarda çok ilkel şekilde, genellikle
çıgırtkanlar, tellallar aracılıgıyla yapıldıgını görürüz. Espri
ve hitap gücü iyi olan sanatcı, digerlerinden daha fazla başarı
elde ederdi. Sonraları Avrupa’da; esnaflar mallarının kalite kontrolünü
yaptırmak zorunda kalınca markalamaya yöneldiler. Örnegin Romalı
bir sütçünün işareti keçi, fırırcının ki ise degirmendi.
1450 yıllarında Gütenberg’in
Matbaa makinesini buluşu ile reklâmcılıkta çıgır açıldı. Bu sayede
el ilanları ile daha geniş halk kitlesine ulaşabilme olanagı dogdu.
Türkiyede reklâm,
basın reklâmı olarak 19. yüzyıl ortalarında görülüyor. 1840–1864
yılları arasında yılda ortalama 50 sayı çıkarabilen Ceri–i Havadis
satırı 10 kuruştan reklâm almaktaydı. 3,5 kuruşa satılan ve günlük
150 trajı olan bu gazetenin reklâm tarifesini bugünkü fiyatla
kıyaslarsak bir santim ilandan 90.000 lira aldıgı ortaya çıkıyor.
İlk ciddi reklâm
1944’lerde Eli Acıman tarafından kurulan Faal Reklâm Acentasının
ve Koç Şirketinin reklâm işleriyle geniş iş olanagı bulmasıyla
oluşmuştur. Daha sonra Manajas’a dönüşen bu reklam acentası Yeni
Ajans, İstanbul Reklâm Acentası, Poyraz, Anten, Melodi gibi reklâm
ajasları kurulmuştur.
Reklâm filmleri olarak
ilk defa Güzel Sanatlar Akademisi Profesörlerinden Vedat Ar’ın
Filmar adındaki firmasında hazırladıgı esprili çalışmalarını görmekteyiz.
1949’da And Film, canlandırma resim çalışmalarıyla reklâm filmi
hazırlanmış, 1961’de renkli filmler imal edilmiş fakat banyosu
yurt dışında yapıldıgından çok güçlük çekilmiştir.
1964–65 yıllarında
Ali Ulvi, Bedri Koraman, Ferruh Dogan, Yalçın Çetin gibi karikatür
sanatçılarımızın da film reklâmcılıgına emek verdikleri görülmektedir.
1950 yılarında Radyonun,
1972’de Televizyonun reklâm almaya başlamasıyla birlikte Türkiye’de
reklâmcılık hızla gelişmiştir. Önceleri tam anlamıyla bilimsel
bir meslek halinde görülmeyen reklâmcılık alanında bugün Avrupa
ülkelerinde dahi iş yapabilir düzeye gelinmiştir. Çogu Üniversitelerimizde
ders olarak okutulur olmuştur.
Gittikçe önemi artan
reklâm, ekonomisinin itici gücü, motoru olmuştur. Geçmiş yıllara
baktıgımızda reklâmcılık alanında büyük miktarlarda yatırımlar
yapıldıgını görürüz.
1968 Amerika’da reklâma
harcanan para 3,5 milyar dolardır. Aynı yıl ülkemizdeki reklâm
giderleri 245 milyon TL’dir. Bu harcamalar 1985’te 76.5 milyar
TL. olmuştur. Manajans/Thompson’un yaptıgı araştırmaya göre 1984’te
yüzde 90, 1985’de yüzde 125 oranında artış gösteren reklâm giderleri
en fazla 40 milyarlık harcamayla Televizyon reklâmlarında görülmektedir.
Reklâm şirketi yöneticileri bu durumu; “İthal mallarının serbest
bırakılması, yabancı teknigin girişi ve tüketici toplumu olmaya
hızla gidiş” diye degerlendirmektedirler. Cenajans genel müdürü
Cem Şaşmaz; “Geçmişde şan olsun diye reklâm yapılırdı. Şimdi müşterinin
ayagına gitmek zorundasınız. Ürünün tanıtımının en iyi yoludu
reklâm, bu nedenle reklâm sektörü hızla gelişmekte” demektedir.
Reklâm adına yapılanlara
bakılınca reklâmcılıgın bu kadar gelişmesine şaşırmamak gerekir.
Bir hikaye vardır, reklâmcılar iyi bilirler. Dünyaca ünlü petrol
şirketi Shell’in Amerikalı yöneticileri Vatikan’da Papa ile yalnız
görüşmek istemişler. Dışardakiler merakla odadan gelen sesleri
dinliyorlarmış. “Kabul ederseniz bir milyar dolar veririz”. Papa,
“Hayır kabul edemem” diyormuş. Yöneticiler ısrarla teklif bedelini
arttırıyorlarmış. 2 milyar dolar...5 milyar dolar.....10 milyar
dolar.....Papa yine de, “İmkansız, olamaz” diye diretiyormuş.
Kapıda tartışmayı dinleyen kardinaller dayanamayarak odaya girip
Papa’ya “Bu paraya ihtiyacımız var, niçin kabul etmiyorsunuz?”
dediklerinde Papa’nın cevabı; “Amerikalı dostlarımız, bütün kiliselerde
okunan dualardan sonra papazlarımızın (Amin) yerine (Shell) demelerini
öneriyorlar. Nasıl kabul ederim” olmuş.
Reklâm için ne çılgınlıklar
yapılmaktadır. Ünlü Fransız pop şarkıcısı Michel Polmareff, Olympia’da
verecegi bir konser için kıçının fotografını çektirmiş; Paris’in
bütün caddelerinin duvarlarına astırdıgı afişlerinde; “Kıçımı
burada seyrediniz. Sesimi Olympia’da dinleyiniz.” yazdırmıştır.
Tek amaç reklâmdır.
Amerika eski başkanlarından
Franklin Roosevelt; “Eger hayata yeniden başlamaya imkan olsaydı,
Reklâmcılıgı bütün diger işlere tereddütsüz tercih ederdim.” diyerek,
Sir Winston Churchil; “İnsanların tüketim gücü reklâmcılıgın gıdasıdır.
En iyi yaşama standartları için destek yaratır. İnsanlara kendileri
ve aileleri için en iyi beslenme, en iyi giyinme, en iyi evlerde
oturma amaçlarını aşılar.”diyerek reklâmın önemini vurgulamışlardır.
Ekonomik hızı düşen,
hatta sıfıra inen bir toplumda dahi reklâm, işlevini degiştirip
yararlı hizmetlerde bulunabilmektedir. Birçok tüketim ürünleri
piyasadan kalksa ya da tüketicinin satın alma gücü azalsa bile
reklâmla daha degişik, örnegin; otomobil kullanılmasını özendirmek
yerine, kitle araçlarını tercih ettirmeye yönelik, toplum açısından
o an için daha geçerli, yararlı önlemler alınabilir. Trafik kurallarına
ne şekilde uyulacagı, enerji tasarrufu için neler yapılabilecegi,
yabancı turistlere nasıl yardımcı olunacagı, bir yabancı dil ögrenmenin,
bir sporla ugraşmanın yararları reklâm hizmetleriyle duyurulabilir.
Onlar hitap edecekleri kitlenin özelliklerini, neyi, nasıl, ne
kadar sürede ileteceklerini bilirler.
İsveç’te, hükümet,
trafigi soldan saga çevirdigi yıllarda, bu degişikligin tanıtımını,
-bir yarışma sonucu- büyük bir reklâm ajansına vermiştir.. Ve
belli bir gün, belli bir saatten sonra bu yeni düzene geçişte,
başarılı reklâmlar sayesinde, bir tek trafik kazası olmamış, bir
tek trafik suçu işlenmemiştir.
Meksika’da, vergi
kaçakçılıgının önlenmesi amacıyla, vatandaşın hükümete nasıl yardımcı
olacakları, televizyonda, basında yogun reklâm harcamalarıyla
önerilmiştir..
Televizyonda izledigimiz,
temizlik, sigara alışkanlıgı, trafik, perakende satış fişlerinin
alınması gektigi gibi uyarıları, iyi bir reklâm ajansı üstlense
sanırım çok daha etkili olur.
İyi bir reklâm ajansı
çok sayıda birimleriyle sistemli bir planlama, araştırma ve çok
yogun bir çabayla iş yaparlar. Belili bölümlerden oluşan bir reklâm
ajansında yaratıcı grup müşterilerinin istegini irdeler, bir metin
hazırlar, seçilen mediaya uygun bir taslak çizilir, film reklâmlarını
yaparken, rejisörde film için gerekli prodüksiyonu hazırlar. Bunları
yaparken tüm ajans üyelerinin amacı reklâmı yapılan ürün yada
hizmeti ilgi çeker, satın alma hevesi yaratır hale getirmektir.
Bu nedenle bir reklâm metninde, her kelimeyi, resimde her çizgiyi,
fotografta her gölgeyi reklâmın mesajını taşıması için kullanmaya
çalışırlar.
Reklâmda media ile
haberleşmede hangi mediaların kullanılacagına karar vermek çok
önemlidir. Gazete, dergi gibi alan mediaları anlatılacak konular
çoksa, Radyo, Televizyon gibi zaman mediaları bir şeyin sık sık
tekrarı ve ezberletilmesi gerekiyorsa kullanılmalıdır. Hitap edilecek
kitle genişse mutlaka büyük mediaların kullanılması gerekir. Bir
reklâmda radyo ve televizyon süreklilik açısından en kısa ömürlü
olmasına karşın, sürat yönünden en önemli mediadır. Gazete ve
dergilerle yapılan reklâmlar etkisini uzun süre sonra gösterir
fakat kalıcılıgı fazladır.
Bu tür kitlesel haberleşme
tek yönlüdür. Bir terzide istediginiz kumaşın özelliklerini dokunarak
veya sorarak ögrenebilirsiniz ve aldıgınız yanıta göre karar verebilirsiniz.
Fakat aynı konuda bir gazete ilanına baktıgımızda kalitesini yoklayamadıgımız
gibi soru da soramayız. Media reklâmda mümkün olan herşey muhattabının
önüne serilmelidir. Halk kendi mizaç ve kabiliyetine, anlayışına
uygun haberlerden hoşlanır. Mesajın etkinligini artırmak için
muhattabının seviyesine uygun yapılmalıdır.
Reklâmda karşılıklı
etkileşimin, haberleşmenin basitleştirilmiş analizi beş soruyla
yapılabilir. Kim, Ne, Kime, Ne yolla söylüyor ve etkisi nedir.
Bir mesajın halka ulştırılmasında bu sorular, sorularak yola çıkılmalıdır.
Bu nedenle bir reklâm planı hazırlanırken; onun fikir verir, çarpıcı,
dikkat çekici, enteresan, haber verir, alma arzusu uyandırır olmasına
dikkat etmek gerekir. Çarpıcı bir başlık, etkili bir resim, çok
yönlü bilgi veren bir metin reklâmın gücüne güç katar.
Halk iyi düzenlenmiş
bir mesejı seçer, digerlerine pek aldırmaz. Reklâmda gerçekçi
olmak gerekir. İnandırıcılıktan uzak bir reklâm hiç bir zaman
tutmaz. Yine meşhur bir fıkradır. “Bir sokakta üç dişçi varmış,
birincisi “Türkiye’nin en iyi dişçisi” diye bir levha asmış, bunu
gören ikinci dişçi dururmu,”Dünyanın en iyi dişçisi” yazan bir
tabela hazırlatıp kapısına asmış. Üçüncü dişçi bunlara karşı ne
yapsa iyi dersiniz? Gayet mütevazi bir ifadeyle “Bu sokagın en
iyi dişçisi” yazılı levhayla işi halletmiş”. Tabii en çok müşteriyi
üçüncü dişçi toplamış, inandırıcılıgı sayesinde.
Basılı reklâmlarda
resim ve kelimeler, bunların rengi, mediadaki yeri, çevresiyle
ilişkisi önemlidir. Radyo ve televizyonda ise söz ve sesler, hareket
süresi, seslerin tonu, metin önemlidir. Eger bir malın satın alınmasında
görünüşü önemliyse, moda ve otomobil reklâmlarında oldugu gibi
göze etki eden reklâm türü tercih edilmeli. Özellikler, yer, durum,
sonuç gibi insanların mantıklarına hitap etmek gerektiginde sözlü
elemanlara başvurulmalıdır. Heyecan verici bir etki yaratılmak
istendiginde görüntü reklâmı tercih edilmelidir. Bu konuda resmin
önemini savunan Pierre Martineau; “Resimler mükemmellik ve açıklıklarıyla
hiçbir kelimenin ifade edemeyecegi anlatım gücüne sahiptir. Çok
güzel bir kızı tarif etmeyi deneyin; kelimelerin resmin yanında
ne kadar aciz kaldıgını göreceksiniz” der.
İnsanlar resimlerde
kendilerini görürler, begendikleri ve benzemek istedikleri insanı
dinler, onlara inanırlar. Bu nedenle birçok reklâm çalışmalarında
film yıldızı, sporcu veya begenilen kişilerden yararlanılır. Fransa’da
“Totem” adlı bir gökdelenin daireleri bomboşken, satılmazken ve
inşaatçıların iflası söz konusuyken, ressam Salvador Dali’nin
“Ben de Totem’de oturuyorum” dedigi bir reklâmla kısa sürede satışı
gerçekleşmiştir.
Televizyonda şu sıralar
sık sık Ajda Pekkan, Zeki Müren, Cüneyt Arkın, Türkan Şoray, Adile
Naşit ve Halit Kıvanç gibi sanatçıları görmemizin tek nedeni reklâma
hizmetlerindendir.
Reklâmcılıgın amaçları
halkın egitilmesi, aradıgını kolay bulmaya, kolay almaya ve fiyatını
ögrenmesine yardım olmalıdır. Reklâmcılıkta muhatabınız bütün
toplumdur. Yaptıgınız bir hata geniş çapta yayınlanacagından herkes
tarafından duyulur ve görülür.
Yanıltıcı, haksız
reklâmlar karşısında tüketicinin korunması gereklidir. Batı ülkeleri
bunu çeşşitli yollarla saglamışlardır. Tüketicinin korunması;
devletin kanun, kararname, yönetmelikve mahkeme kararlarıyla ele
alınmış, yanıltıcı reklâmyaptıran üretici, komisyon kararıyla
düzeltme reklâmı yayınlamaya zorunlu tutulmuştur. Örnegin; kilo
aldırmayan bir rejim ekmegi ürettigini yogun bir biçimde reklâm
eden kuruluş, iddiasının gerçek dışı oldugunun saptanması üzerine,
günlerce, aylarca televizyonda; “Benim çıkardıgım ekmek, düzeltiyorum,
kilo aldırmayan cinsten falan degildir. Sadece dilimleri çok ince
oldugu için, çok ekmek yediginizi sandıgınız halde, aslında az
ekmek yemiş olursunuz.” diye reklâmyapmaya mahkum edilmiş. Tabii
reklâmya bu, dogrusu bu kez satışları hiç de azalmamış, aksine
artmış. Ayrıca profesyonel reklâm ajansları, otokontrol yoluyl
Reklâmlara karşı
korunmayı ve kontrolü, örgütlenen tüketicilirin kendileri de üstlenmişler.
Üreticinin kendi çıkarlarına ters düşen bir davranışını saptadıkları
anda, onun ürünlerini boykot etmeye, üreticiye karşı bir nevi
grev uygulamaya geçmişler. Bu nedenledir ki giderek üreticiler,
ürünlerinin nitelik, ambalaj ve fiyatlarında sürekli degişikliklere,
begenilmeyeni degiştirmeye, satış sonrası bakım garantisi vermeye
yönelmiş, bu gibi olumlu davranıylar içine girmek zorunda kalmışlardır.
Sosyal ve ahlâki
yönden reklâmda en önemli öge “Dogruyu söylemesidir. Yalan ve
yanlış birşey söylememelidir. Kendi malını övmektense, rakibini
kötüleyen reklâmlar olumlu karşılanmamaktadır. Keza begenilmiş
ve başarı saglamış reklâmların benzeri, kopyasının ve taklidi
olarak düzenlenmiş reklâmlar da kötü puan almakta hatta aydın
kişilerce alay konusu olmaktadır. Reklâmcılıkta yeni olanların
sık sık başvurdukları bir yöntem de yabancı yayınlardan bazı biçim,
hatta resim aktarmalarıdır. Acemilik kişiyi taklitçilige itmemelidir.
Kendi çabası ve yetenekleriyle eserler veren aceminin gelecegi
mutlaka ustalık olacaktır.
Reklâmcılık meslek
olarak çok zordur. Reklâmcılık mesleginde yeteri kadar uzman ve
otorite yetişmediginden herkes kendini biraz bu meslekten görür.
Hatta bazı reklâm sahibi, ihtisasa pek inanmadıgından her işte
fikri olsun ister. Basın reklâmlarında sık sık başvurulan beyaz
boşluk bırakma ile yapılmış bir eskizi gören iş adamı, reklâm
sanatçısına “Buralara da para veriyoruz şuraya fabrikaların resmini,
şuralara ödüllerimizi, şuraya da müşterilerimizin listesini koyalım.”
diyerek gereksiz müdehalede bulunabilmektedir.
İstanbul Reklam Ajansının
kurucusu Dr.Süheyl Gürbaşkan; “Reklâmın, en belirgin ve önde gelen
yaratıcılıgı getiren bir meslek oluşudur. Yaratıcı nitelik taşımayan
bir sanat dalı olamayacagına göre reklâm da bir meslek degil bir
sanattır. Ve reklâmın sevilecek, savunulacak yanı, yani yaratıcılıgı
olmasa kömürcülükten farklı bir yanı kalmaz.” demektedir.
Reklâm, bir mutluluk
amacı degilse bile yine de bir mutluluk aracıdır. Çünkü reklâm,
bir bakıma, insanın hayal gücüdür. İnsanlar çogu kez hayellerini
kendileri yaratırlar. Ve böylece mutlu da olabilirler.
Reklâm psikolojisi
üstüne eserleri olan Robert Guerin; “Teneffüs ettigimiz hava,
oksijen, azottan ve reklâmdan meydana gelmiştir.” der.
Reklâmın konusu olan
ürünlerin, hizmetlerin tanıtımı, tüketicinin daha çok dikkatini
çekebilmek için birbirinden degişik, bir sonraki öncekinden farklı,
yeni, üstün olarak yapılmalıdır. Reklâmın seslenişi, bazen realist
ya da romartik; bazen heyecanlı ya da fantazi olabilir. Ama mutlaka,
hele topluma ilk kez seslenişinde, bir yaratıcı güç” içermelidir.
Albert Camus; “Yaratıcılıgın
başladıgı yerde, mantık durur.”der. Yaratıcılık belki insan beyninin,
zekâsının, olagan dışında bir başka türlü düşünmesi, çözüm aramasıdır.
Mantık düz ve kestirme yoldan çözüme götürür, tek yönlüdür. Yaratıcılık
ise, bir başka yol, bir başka çözüm olup olmadıgını araştırmaktır.
Yaratıcı çalışmalarda başarının tek yolu şuur altındaki mantıksız
ve ucuz kavramlara nufuz etmeye çalışmaktır.
Şarkıcı Poul Mc Carthey’in
ölüm haberi, müziginin hayranları olan gençleri yasa bogmuş. Bazıları
onun arkasından ölmeyi bile düşünmüşler, intihara kalkmışlar.
Oysa Poul Mc Carthey ölmemiş, sadece menejeri reklam olsun diye
bir şaka yapmıştır. Sonuçta reklâm hedefine ulaşmış, adlarını
dahi duymamış insanlara Beatles toplulugu tanıtılmıştır.
Reklâm, çok satıp,
az kârların toplamıyla yine çok kazandırmayı amaçlayabilirse,
ekonomiye yararlıdır, görevini yerine getirmiş demektir. Reklâmcı
Dr. Süheyl Gürbaşkan; “Reklâmcılık, öyle, al eline kalemi birşeyler
yaz koy kagıdı önüne birşeyler çiz, geç kameranın arkasına birşeyler
çek gibi, hafife alınacak, rastgele uygulanacak bir meslek degil.
Herşeyden önce yaşadıgın ülkenin insanları karşısında büyük sorumluluk
isteyen, gerektiren bir iş, hatta bir görevdir.” demektedir.
Reklâmın yanıltıcı,
aldatıcı yönlerinden sakınmak gerekir. Reklâmdan asıl beklenen
hizmet, marka ve mamülün tüketici zihninde yerleşmesi ve olumlu
izlenimler bırakarak hatırlanmasını temin olmalıdır. Yakın zamanda
gazetelerden okumuşsunuzdur. Japonya’da, kablosuz gaz sobaları
imal eden şirketin genel müdürü görevinden istifa etmiştir. Sebebi
bu sobaların 16 kişinin ölümüne neden olmasıdır. Tehlikesizdir,
koku yapmaz. Sloganlarıyla reklâmı yapılan bu sobaların bazılarında
söndürüldükten sonra odanın havalandırılması gerektigi uyarısını
taşıyan levhaların bile bulunmadıgı saptanmıştır. Ülkemizde de
ilk önceleri arandıgında bulunamayan, bulanların peşin parayla
sıraya girilip alındıgı bu sobalardan bugün taksitle dahi müşteri
bulamadıgı sözedilmektedir.
Bunun yanında ambalajlı
tüketim ürünlerinin ambalajları ambalaj standartlarına uymadıgından
tüketici zarar görmektedir. Üzerinde son kullanma tarihi, brüt,
ve net agırlıgını, fiyatını taşımayan ambalajlı ürünlere güvenmek
yanlıştır. Ayrıca TSE damgası olmayan ürünlerin bazıları Saglık
ve Sosyal Yardım Bakanlıgı’nın iznini de almamış oluyor.Tüketicinin
korunması açısından reklâmı yapılan ürünlerin bu özellikleri taşıyıp
taşımadıgı sürekli kontrol edilmelidir.
Ambalajın, çok kuvvetli
bir satış aleti oldugu da bir gerçektir. Özellikle self–servis
magazalarında tüketicinin dikkatini çekmesi ve satışa teşvik etmesi
yönünden büyük önem taşır. Ürünü koruması yanında, o ürünün hakkında
geniş bilgi de verir. Görsel nesne oldugu için güzel, çekici ve
etkileyeci olması gerekir. Bu nedenle kozmetik gibi mamüllerde
ambalaj bazen kendisinden bile pahalıya malolmaktadır.
İnsanların satın
alma hareketinin sebepleri kısmen renk, şekil, ambalaj,v.b. özelliklere
baglı oldugu bir gerçektir. Ve alma olayı, içimizdeki birtakım
isteklerin, ihtiyaçların, alışkanlıkların çarpışması sonucu olur.
Öncelikle açlık, susuzluk gibi hisler alma hareketimizi etkiler.
Agrı, hastalık, endişe, korku gibi kaçınma hisleri, giyim, konfor,
çoçuk gibi sürekli istekler alma haretimizi etkileyen diger etkenlerdir.
İnsanların bir reklam
mesajından etkilenmeleri, sosyo–psikolojik yapılarına da baglıdır.
Her ayın sonunu zor getiren bir aileye, bir yazlık evin, lüks
otomobilin, deniz motorunun reklâmının ne etkisi olabilir ki?
İhtiyaç ve istek
arasında bir kıyaslama yapıldıgında görülür ki; ihtiyaç maddeleri
daha kolay satılır, istek karşılayan mallar ise mutlaka reklâmın
destegine muhtaçtır. Tüketiciyi ihtiyacı olmayan bir mamule istekli,
arzulu bir hale getirebilmek, onu ikna edebilmek için reklâmın
önemine inanmak gerekiyor.
Reklâm, ekonomik
dünyada olup bitenden toplumu haberdar da eder. Ona bilgi verir,
yol gösterir. Bir an reklâmın yoklugunu düşünelim, tüketici seçme
kararsızlıgına düşecektir. Reklâm, tüketiciyi yaşamın gereklerinden
de haberdar eder, bilgi verir, önerilerille onu aydınlatır. Kararsızlıgının
çözümüne yardımcı olur.
Anketler alışveriş
öncesi en büyük kararsızlıgı, evlenmeye hazırlanan çiftlerin geçirdigini
gösteriyor. Mutfak eşyasından mobilyaya kadar çok çeşitli ihtiyaçları
olan yeni evlilere etki edecek reklâmlar sık sık yapılmaktadır.
İlk bakışta reklâmın, malları pahalandırdıgı, reklâm harcamalarının
tüketicinin sırtına yüklendigi gibi görülmesine karşın, reklâmın
seri üretimi artırdıgı, imalat fazla olunca da harcamanın birim
başına düştügü yadsınamaz.
Televizyon, gazete,
kitap gibi kitle iletişim araçları ya da sinemalarda yabancı kökenli
bir hayli çizgi karakterle karşılaşıyoruz. Süpermen, E.T.,Snoppy,
Candy, Degerli, Ret Kit, Temel Reis, Micky Mouse gibi kahramanlar
havlumuzdan, giysilerimize, çoçuk oyuncaklarımıza, süs eşyalarımıza,
kadar çok çeşitli eşyalarla yaşamımıza girmiştir. Oysa; Micky
Mouse, toplumumuzda hiç de sevilmeyen bir hayvan olan fare, degerli,
muzır bir köpek, Süpermen, uzaydan gelen, doga üstü yeteneklere
sahip bir iyilik sembolü başka bir şey degildir. Büyük, küçük
herkesin tutkuyla izledigi bu yabancı kahramanları tanıyormuyuz,
ne amaçla yaratıldıklarını biliyor muyuz?
İşin içine ticaret,
kâr, reklâm unsurları girince fazla düşünmeye gerek yok... Özellikle
güçlü ülkelerin tüccarları, yaratılan kahrama bir kez tuttu mu
peşinden peşpeşe filmlerini, çizgi filmlerini piyasaya sürüyorlar.
Dünya üzerinde milyonlarca
insan tarafından izlenip, sevilen, giysilerimizden, konuşma dilimize
kadar giren bu kahramanlara neden bizim kahramanlarımız da katılmıyorlar?
Neden Nasrettin Hoca’mız, Keloglan’ımız, Karagöz’ümüz, Hacivat’ımız
da diger ülke insanlarının dilinde dolaşmıyor?
KAYNAKÇA
Gürbaşkan, Süheyl.,Bir Reklâmcı Aranıyor. İstanbul Reklâm Yayınları
İst. 1980
Grafik Sanatı Dergisi. Sayı: 1,2,3,4,5 İstanbul 1985.
Gösteri Sanat Dergisi Haziran 1983 sayısı.
Sanat Olayı Dergisi 3. Haziran 1983 sayısı
Ünsal, Yüksel., Bilimsel Reklâm ve Pazarlamadaki Yeri. Tvi Reklâm
Yayınları. İstanbul 1984 (İkinci Baskı).
* Ondokuzmayıs Üniversitesi
Egitim Fakültesi Dergisi, Samsun, 1987, Sayı: 2. Sayfa: 221.
|